• Eğitim ve Gelişim-İş Yaşamı-Kariyer-ŞirketlerYorum Yapılmamış

    emek-hirsizligi-67451

    Hemen hemen herkesin hayatında bir dönüm noktasının var olduğuna inanıyorum. En ufak bir fikir değişikliği, görüp etkilendiğimiz olay veya olgular, izlediğimiz bir film, ister çocuk ister genç ve ister yaşlı hiç fark etmez, bilincimize dokunan ve bizi etkileyen her ne varsa belirli bir zaman sonra bu bilinç etkileyiciler bizim dönüm noktalarımız haline gelir.

     

    Benim içinde bu bilinç etkileyici olay ilk yazımı yazdığım ve paylaştığım zaman gelen olumlu tepkilerdi. Eleştiriler olmadı değil, o eleştiriler olmasaydı bu yazıya başlamam çok güç olabilirdi. Yazımın konusu etkileşim ve iletişimdi, nasıl olur da iletişimin can damarlarından biri olan eleştiriye yüz çevirebilirdim! Bu eleştiri kimden olursa olsun bakış açısına göre değişiklik göstereceği için kesinlikle eleştiriyi dikkate almak ve bunun için inceleme yapmak gerekir.

     

    Yazıma bilinç etkileyici terimiyle giriş yapmamın en önemli sebebi; Mcdonaldlaştırma için kilit ifade olduğunu düşünmemdi. Nedir bu mcdonaldlaştırma? Aklımıza ilk gelen tabi ki fastfood ürünleri, hazır, kısa ve hızlı şekilde tüketim, küresel çapta yapılan ve yaygın olduğu için çok tercih edilen bir yemek kültürü. Bu kavram artık sadece yemek kültürü olmaktan çıkıp yaşam alanımızın her anına müdahale eden hayat tarzı haline gelmekte ve farkına varma konusunda bilinçsiz ve yetersiz kalmakta olduğumuz sonradan oluşmuş, karşı koyamadığımız, aynı zamanda  benimsediğimiz sıradanlaşma sürecidir.

     

    Bu kavramın mimarı George Ritzer’e göre mcdonaldlaşma dört temel süreçten oluşmakta. Bunlar; verimlilik, hesaplanabilirdik, öngörülebilirlik ve denetimdir.

     

    Bu süreçler işletmeler için bulunmaz bir kar aracı tabi ki, hem kısa sürede üreteceksin hem de kısa sürede ürün veya hizmet tüketilecek.

     

    Yani hızlı üret hızlı tüket! Bu kulağa hoş gelse de biraz derine indiğimizde durumun böyle olmadığını görüyoruz. Kolaylık ve basitlik mi yoksa değerlere karşı umursamaz bir tutum mu tartışılır.

     

    Kısacası yaşantımızda sorgulamadan elde etme çabalarımız bu kavramı meydana getiriyor. Seri düşün seri karar ver!

     

    Bu düşünce tarzına sahip bir toplum yemeği yemek için on dakikasını ayırıyor ve bu ‘ye ve kalk’ anlamına geliyor. İletişime gerekse pek duyulmuyor ve menü ise oldukça sınırlı.

     

    Her ne kadar yemek kültürü gibi görünse de, sosyal ve davranış boyutuna yansıtıldığında tehlike çanları çalmaya başladığını düşünüyorum.

     

     

     

    Örnek vermek gerekirse:

     

    -Gazete ve internet sayfalarında boy boy konulan görseller, içeriğin zayıf, bilginin geri planda olması(hazır anlama isteği ve tüketim hızının etkisi).

     

    -Tv programlarındaki yüzeysellik, eğlence, reklam ve show ön planda, hiçbir emek sarf etmeksizin kazanım elde etmeye çalışmak (kısa sürede elde edilen kazanımların vereceği haz cazip geliyor)

     

    Yukarıdaki görselde balığı tutmak için çaba sarf eden ve emek veren olmak mcdonaldlastırmanın düşmanı, karşısındaki ise bu kavramın ta kendisini temsil ediyor.

     

    Teşbihte hata olmaz. Bu durumu zahmetsiz emek olarak ifade edebiliriz.

     

    Yemek kültürü ve sosyal yaşantılardan örnekler vererek açıklamaya çalıştığım zahmetsiz emek kavramına çalışma ve üniversite çerçevesi açısından yansıtarak bakacak olursak: sınırlı çizgiler içinde olup, dar alanda ve düşünmeye fırsat vermeyen, verse dahi sınırları belli olan yaşantımız, sorgulamadan benimsemeye çalıştığımız, hazır olsun bizim olsun mantığı ile hareket etmek, başlıca eksilerden sadece birkaçı.

     

    Yemek yemeyi 10 dakikalık basit bir açlık hissini giderme olarak görüyoruz. Peki ya bu geleceğinizi etkileyen önemli bir karar olsa? Örneğin bir üniversite tercihi, iş ve kariyer fırsatları konusunda 10 dakikada karar verebilir miyiz? Sanırım evet demek için hiçbir sebebimiz yok.

     

    Zahmetsiz emek her alanda kendini gösteriyor, iş yerinde, okulda, dışarıda herhangi bir mekanda, hatta evimizde bile farkında olmadan bu sorunla karşılaşıyoruz. Başlıca nedeni ise ne yaparsak yapalım acele ve hızlı olmasını istediğimizden kaynaklanıyor.

     

    Peki hızlı olmak gerçekten doğru olmak mıdır? Doğru ise verimli bir çıktı alabilir miyiz? Her şeyden önemlisi sürdürülebilir olabilir mi?.. bu soruların önüne geçmemiz biraz zor görünüyor çünkü her süreç birbirini tetikliyor.

     

     

    Benim anlatmak istediğim hastalığın vücuda bulaşmasını önlemek, hastalık sonrası alınan ilaç olmak değil.

     

    Unutmayalım; kaynağımız insan ve bu kaynağın şah damarı etkileşim ve değer üretmek!

    İlk yorum yapan siz olun!

    Yorum ekle